Saturday, December 20, 2008

vampir disli tavsanlarin laneti

Yataktan kendimi zar zor kaldiriyorum.ruyamdayken bir yanik kokusu duymustum ama goz kapaklarimi acabilmek biraz vakit aldi galiba.gecen sureyi kestiremiyorum malesef.ruyalarda hep boyle olur zaten.zamanin izafiyeti bu mu demek bilmiyorum ama bazen bes dakkika mi bes saat mi gecti anlayamazsiniz uyurken.her ikiside olabilir. etrafa bakiyorum siyah bir duman kaplamis durumda esyalarin ustunu.banyoya dogru ilerleyince aslinda cok sasirmam gereken manzaraya bakip sadece yanindan geciyorum.hatta nerdeyse sanki daha once basima gelen bir olaymis gibi icimden ‘yine mi’ demek geliyor.birkac saat oncesinde elektrik prizi oldugunu dusundugum seyin yerinde simsiyah bir plastik eriyigi var.ufak banyomun ufak lavabosunun ustundeki ufak aynada kendi yuzume bakiyorum.yuzum gozum siyah is icinde.duman burun deliklerimin icini simsiyah yapmis.burnumu sumkurunce burnumdan siyah sivilar cikiyor.sanirim piriz donusturucusunun toz haline gelmis ve iyice yanmis kisimlari.bu gozlemden anliyorum ki bu parcalar akcigerlerime dogru hizla yolalmaktalar.ne harika bir gune baslangic.eger yangin biraz daha devam etseydi benim de sonum bu priz donustucusu gibi olacakti.acikcasi donusturucuden geriye pekbir sey kalmamis gibi.oksuruyorum.bu sefer ki konugum, icinde yine simsiyah yanmis plastik parcalari bulunan, sevgili akcigerlerimden zorla cikarilmasi gereken cok sevimili bir salgi.bu kadari da fazla diyorum icimden. sinirleniyorum. olay mahaline geri bakiyorum.iyi ki salonda uyuya kalmisim.bu pirize yakin olan yatakta uyumak ve uyanamamak veya diger tarafta uyanmak..neyse diyorum; daha kotu ihtimalleri dusunmektense icimden cikan bu siyah plastik parcalarini tercih ederim.site mudurunu aramak iyi bir fikir gibi geliyor.olani anlatinca adamin sesinde endise hissediyorum.’hemen birilerini yolluyorum - sizin de bir doktora gozukmeniz iyi olur diyor.
Doktora gidiyoruz, doktor SUV sinin direksiyonunu kagit altligi gibi kullanarak bir recete yaziyor camdan bana uzatiyor.yandaki tercuman hasteneye gitmemiz lazim diyor.peki diyorum.
Hastanedeki filipinli hemsire oksijen maskesini yuzume dogru tutuyor. Duvardaki lcd tv de iyi ve kotu kalpli tavsanlarin maceralariyla ilgili arapca bir cizgi film var.ne kadar sacma diyorum icimden, bir tavsan ne kadar kotu kalpli olabilir ki, tam bunu dusunurken kotu kalpli vampir disli tavsanlar uzerime saldiriyorlar.bir dakka?artik bu cok fazla oldu!?(yoksa olmadi mi?)

Saturday, December 6, 2008

SST (super smooth transition)

“....
hi.
welcome back to an another episode of television éducative,
tonight I’ll show how dreams are prepared
people think it is a very simple and easy process
but it’s a bit more complicated than that.
as you can see
a very delicate combination of complex ingredients is the key
first, we put in some random thoughts
and then we add a little bit of reminiscences of the day
mix with some memories from the past
(it is for two people)
love, friendships, relationships, and all those ships,
together with songs you heard during the day
things you saw
and also other personal…ok
I think it is done
there it goes
yes yes
ok
we have to run!
I’m talking quietly to not wake myself up
I’m with my dad
Yes….Dad…
I remember, my father was there
It’s nice to see him healthy and normal again
I almost forgot how he looked
handsome now.
oh yeah, oh yeah we are in a concert
the duke ellington concert
yes my man duke ellington
and the band starts to play
base drums and all
it is amazing they got the super swing
and the duke enters the stage
he is radiant in a glowing white tuxedo
(dad in spanish:)
el duke!
last time was at the Olympia 1958
thank you for the invitation
but what is this?
This isn’t duke ellington.
It’s duck ellington!
..........."
"science of sleep - michel gondry"

Friday, November 21, 2008

irish pub-tek tabanca-doha

20 kasim 2008

baya sicak bir kasim aksami..city center adli mallin onundeki hintli taksiciyle konusuyorum saatlerimiz 20 45..burasi icin erken bir saat ama erken kalkan cabul yol alir.sheratona yurumek burden bes dakkikani almaz diyor taksi kuyrugunu gostererek..oldukca kalabalik gercekten, bununla beraber icinde bir suru sekiz olan super bir telefon numarasi veriyor bana.

ariyorum ve gece oniki de beni otelin onunden almasi icin taksi (karwa galiba arapcasi) book ediyorum.hatta beklemek yok bekleme muzigi falan da yok. bir dakikami almadi..zira bunu yapmam sart cunku kaldigim yerle otel arasi yaklasik 30 km.thank you for booking sir diye kapatiyor operator.en buyuk sorunu halletigime gore gece mesaisine gonul rahatligiyla baslayabilirim.konustugum taksiciyle uzaktan birbirimize thumbs up yapip ayriliyoruz.zira onunda yapmasi gereken bir is var gecenin sonuna kadar beraber takilamayiz.

gercekten de otele gitmek bes dakikami almadi.onundeki acik otoparktan yuruyerek otelin giris kapisina ulasiyorum,otelin diger tarafinda (sanirim deniz kiyisinda) bir restoran var.check edilmesi lazim diyorum icimden.. birsuru iyi giyinmis insan o tarafa yuruyor, bense onlara katilamayacagim bu aksam.neyse ki sorunsuzca bir yer buluyorum barin kosesinde.saat yirmibir.

Marco adli Filipino barmen bana (pint) guiness uzatiyor.benden karsiliginda 35 riyal (9.5 dolar falan) istiyor.mutlulukla veriyorum parayi.guiness ile hesaplasmamiz yaklasik 4.5 dakika surdu; siyah biranin icabina bakarken barmenin arkasindaki sogutucu dolapta gozume weissbier siseleri carpiyor..ama hoegaarden(http://hoegaarden.com) veya erdinger (http://www.erdinger.com/) diil..biraz hayal kirikligina ugruyorum ama denemek lazim.ikinci kurbanim bu franziskaner (http://www.franziskaner.com/ ) sisesi oluyor saatlerimiz 21.15i gosteriyor.

iceriye bir goz atiyorum.kalabalik fena degil..solumdaki adam stellaci..kisa boylu ve bir o kadar kilolu..bir pinti indirme sureside yaklasik 2.5 dakika..sanki beni gorunce daha hizli icmeye basladi…gozucuyla adami izliyorum..geri kalmamaliyim….neyseki 10 dakika icinde istedigi dorduncu bardagi fondip yapip gidiyor..bu isin sonu kotuye gidebiliridi ama kaygilanmiyorum nasil olsa oniki de sofor gelecek ama bu hizla icmeye devam edersem taksiye yerine ambulans da gelebilir…bu dusunce suratimda ufak bir gulumseme seklinde beliriyor..Bu arada marco yuzumdeki siritmayi ustune aliniyor ve onume kocaman bir kasede cerez koyuyor ucuncu guinessle beraber..sanirim bir barmenin onunuze cerez koymasi bir nevi respect isareti olarak kabul edilebilir.bu konuda derin dusuncelere dalarken sanirim muzik basladi.

calan gurup hic fena diil cover yapiyorlar tabiki..playlistleri oasis pink floyd coldplay travis vs…wish you were here dinlerken onumde duran duble jamesondan (http://www.jamesonwhiskey.com/) viskiye smooth bir transaction yapildigi sonucuna ulasiyorum..isler yolunda gidiyor..aklimda unlu japon atasozu:
"The man drinks the first glass of sake, the second glass drinks the first, the third glass drinks the man.”

sevgili jamesonla beraber zamanin viskozitesi de degismeye basladi.saat onbucuk olmus bile..bu arada atladigim bir nokta var.. wish u were le yasanan duygusal dalgalanmayla beraber tr/uk deki bir gurup genclige bir msj dalgasi gidiyor. (bkz. Yazinin basligi)..gelen remsglere bakarken tuvalete gitmek gibi bir hayat gercegiyle yuzlesiyorum.yanimda ki cocuktan yerimi korumasini rica ediyorum.. ortam giderek bodrum korfez kalabaligina yakin bir hal almaya basladi.geri geldigimde yerimin korunmus oldugunu elemanin yuzundeki gulumsemeden anliyorum.gercekten gorevini iyi yapti.ufak bir kutlama gerekli...marco da zaten havaya girmis durumda..sadece bir goz isaretiyle aynisindan istedigimi anliyor.bu arada kendisi buyuk capta B52 ( http://www.youtube.com/watch?v=HboSTpJUJa8).)isine girmis ve birsuru shot bardagini alevlendirmeye calisiyor.

saygiyla marco’yu izlerken yanimdaki arkadas az once uyguladigimiz takim oyununun etkisiyle ‘where are u from mate’ le konuya giriyor. Kendisi itc i bir pakiymis..bir sure B52 ile ilgili biseyler konusup guluyoruz...anladigim kadariyla irish pubin mudavimlerinden..o da tek tabanca takiliyor.Daha once filipinli barmen kiza yazdigini (marconun arkadasi) (fena diil bu arada) ama kizin engaged oldugu bilgisini veriyor.birlikte kederlenirken cevremiz bir anda kalabalik bir kiz gurubuyla cevrilmis.sasiriyorum bir an icin..bizim pakiyi bu duruma dirsegimle durterek uyandiyorum.very beautiful very beatiful seklinde tepki veriyor..nereli olduklarina karar veremiyorum ama gercektende hic fena gozukmuyorlar.bu noktada boris vian devreye giriyor ve soyle diyor:

" Eğer bir kadını elde etmek, bir kadeh cini ya da bir paket Gauloise sigarasını elde etmek kadar kolay olsaydı ve onun, alkol ve sigara gibi, kirli ve mide bulandırıcı bir odaya tıkılmaya zorlanmaksızın açık havada tadına bakma özgürlüğümüz; alkolizm ve nikotin zehirlenmesi çarçabuk ortadan kalkar ya da en azından makul ölçülere inerdi... "

iste boris’in bundan yaklasik altmisbes sene cok guzel tespit ettigi gibi bu isler oyle kolay isler degil.ama yine de ufak bir kutlamayi hak ettigimiz konusunda marcoyla hemfikiriz.
bu arada saat nerdeyse oniki.eyvah! taksici aklima geliyor. paki de, pub da , jameson da kalmam konusunda israrcilar.bol sekizli numarayi arayip onikiyi cancel edip saat iki de yolayin diyorum taksimi..adam yine thank you’layarak kapatiyor telefonu.cok iyi diyorum icimden..bu rahatlamanin karsiligi tabiki bir guiness.

alkolmetre makul olmayan olculere dogru tirmanirken pakiyle beraber barin icinde gezintiye cikmaya karar veriyoruz.paki wingman kontejyanindan oyuna dahil olmus durumda artik. bi ara yok oluyor.cok gecmeden telasli bir sekilde yanima geliyor: I was looking for you all over the bar diye..ok diyorum no worries mate (turkcesi: sakin ol tanju http://en.wikipedia.org/wiki/Tanju_Colak )

bir an telefonum caliyor.telefondaki ses sir im ready diyor..r u the driver gibi gereksiz bir soru patlatiyorum.yes sir diyor. ne cabuk diyorum icimden, erken geldi heralde..saate bakiyorum tam iki... qatar taksi networkune buradan sukranlarimi sunarken son sozu buyuk ustat boris’e birakmak icap eder:

" Sadece iki şey vardır; güzel kızlarla aşk, her şekilde aşk; bir de New Orleans veya Duke Ellington'ın müziği. Geri kalan her şey gitmeli, çünkü geri kalan her şey çirkindir... "

Friday, November 7, 2008

katar sana ne katar-1

yes back in the blog.evet nerden basliyalim?basladik bile aslinda.shreatonin alt katinda bir irish pub varmis.orayi ziyaret etmek gerekti, malum bugun cuma tatil gunuydu..(aslinda persembe yapmak gerekiyo bu isi)fena yer diil canli muzik falan iyi, gidilir..iki pint guiness patlattim..(dikkatli olmak lazimdi daha yenisiyim ortamin) hintli bi garson servis yapti tabiki.bu hintli filipinli people bu ulkeyi basmislar(bkz. murderous attacking dog armies of africa).her yerde onlar var.(ne bekliyordun diyeceksin blogcum ama bu kadarinida beklemiyordum) arabayla bu doha denen sehrin merkezindeki otobus duraklarinin onunden gectik.ben boyle bir erkek nufus kalabalgina en son askerde raslamistim.heryeri ele gecirmeye hazir birsuru tipsiz hintli filipinli erkek toplulugu kolkola geziyolar.ne yapmaya calisiyor bu insanlar belli diil.ayni askerde carsi iznini kullanan bizim zirzop ortaokul lise terk erkekler gibi amacsizca yurumekteler genis caddelerde.neyseki bunlari pek almiyolar galiba otellerdeki barlara.duydugma gore mall'lara bile yasakmis girmeleri.neyse.

bu katar trafigi bu kadar caddeye bile ragmen berbat baya kotu durumda ama malesef motorlu bir arac sahibi olmam lazim asap.yasadigim yer sehrin on onbes km kadar disinda kaliyo.neyseki fena yer diil.havuz gym tenis kortu sinema kepabci lahmacuncu zart zurt hersey var icinde.yesillikte yapmislar nasil yapmislarsa artik..ama motorize olmak sart gibi gozukuyo.sorun su ki turk ehliyeti burda gecerli diil. katar ehliyeti lazimmis.onun icinde once oturma vizesi.. onun da birbucuk ay yolu var gibi gozukuyo, not nice indeed. (bu arada cok sevgili blogcum, sevgili katar ehliyetini almak icin cok cok cok zor, her girenin mutlaka caktigi, icinde cok pis bir bit yenigi olan bir driving sinavi yapiyolarmis.)Hava falan iyi, ilik yaz geceleri geciriliyor burda; denizde fena gozukmuyor..

neyse olayi jack kerouac la bitirelim
(from poetry of the beat generation)

the wheel of the quivering meat conception,
turns in the void,
expelling human beings,
pigs,
turtles,
frogs,
insects,
......
mice,
lice,
lizards,
rats,
long racing horses,
.......................
horrible and nameble vice vultures,
murderous attacking dog armies of africa*,
rhinos roaming in the jungle,
vast bores,
and huge gigantic bull elephants,
rams,
eagles,
condors,
......
and porcupuines,
...,
all the endless conception of living beings,
nashing everywhere in unconcious ,
throughout the ten directions of space,
occupying all the quarters in and out,
from supermicroscopic no bug,
to huge galaxy light year bowl illuminating the sky of one mind
Poor!
I wish i was free of that slaving meat wheel,
Safe in heaven, dead.

Saturday, August 9, 2008

YERE DÜŞEN GRİ-YEŞİL ELMALAR
Balina kanlarıyla yıkardık yüzlerimizi
Elimizi sürterken yeşil çuhalara
Sanmayınki rahatız biz
Zaten anlarsınız
Titreyen ellerimizden
Perşembeyi çarsambaya bağlayan her gece
Ansızın ve çığlık çılığa
Soygunlar yapar
Sallardık beyaz mendillerimizi
Bizi bekleyen meleklere
Sevmezdik rahatsız edilmeyi hiç
Mayın tarlalarında yetişen kelebekler kadar
Sessiz sessiz
Bekleyen çocuklara
Söylerken şarkılarımızı
AYNANIN İKİ TARAFI - TWO SIDES OF THE MIRROR

Saturday, July 12, 2008

fotoraftan bile yayılan superharkulade iç ferahlıgı özgürlük genişlik hissi karışımı

need this stufffffffff

berlin tabiki





http://www.dezeen.com/2008/07/06/reddress-by-company/#more-14821



Aamu Song of Finnish designers Company presented their Reddress performance project in Berlin during the DMY Berlin festival in May.





Sunday, June 8, 2008

....

bu hafta bir cocuk biz yemekteyken intahara etmeye calisti.tufegiyle (HKsıyla) kalbine ates etmis.neyseki iskalamis.komutandan quote:"olse daha iyi".burasi acimasiz bir yer.siki bir yer.
olay kiz meselesiymis.hep oyle olurmus.nisanlisi terk etmis.
gece nobeti.yanimda taburdan bitane eleman var.9 aydir bolgedeymis.bolgede ayaginda mayin patlamis.hava degisimi.boluya geri gelmis.neyse ki o da ucuz kurtarmis.asil arkasindaki adam kotu olmus ama orda psikoloji cok iyiymis.bolgeye geri gitmek ister kendisi.intahar meselesine geldi konu.cocuk dedi:" kiz ayagi got ayagi".icimden hak verdim.nice quote.gabriel garcia marquez bu kadar iyi konusamazdi.
bir tane de sevdigim komutan lafi var:"cok dusunen kafalara bos fikirler ususur- Her seyin en iyisini komutan dusunur" neyse.haksiz degiller.hakli hic diiller tabiki.
baya bi adam bolgeye yollandi.herkes esyasini oteberisini hazirladi.otobuslere bindirildiler.paketlenip yollandilar.otobusler gecerken herkes alkisladi.ister istemez bogazda bir dugum olusuyo.iyi diil.
bu cocuklarin ani, daha dogrusu siir defterleri gibi biseyleri var.degrade mor-pembe sayfali ilkokul kizlarinda vardi ben kucukken,onlardan.baya enteresan.absurd hatta.yazilari iyi diil.cogu liseden terk.once musfette olarak yaziyolar sonra temize cekiyolar.bir tane sivasli benden rica etti, onunkini ben temize cektim, simli kalemiyle. zap suyu turkusu diye bi sey.sonra da 21 senelik hayat hikayesini paylasti benle....bileklerini kesmis 5 sene once.kestigi yerleri elletirdi inanmam icin.yine kiz meselesi, sasirdim mi?hayir.

Saturday, May 31, 2008

kısakısakısa-2

yine carsidayim, yine ayni internet kafe,14 numarali ayni masa..
neyseki lastfm var
06 ankara neo-muhabbetler yok-isamailYK yok-yildiz tilbe de yok
agnostik din ogretmeni meb yok-(bu arada mehmet ali birandda kendine MAB diye hitap ediyomus)
ko-mutant yok
Ama her yerde sivil kiyafetli askerler var
---
hocam nerelisin acilis cumlesiyle muhabbete girmeye kalkisiliyor; buna karsilik bende karsimdakinin tipine veya ruh halime gore ya izmir ya istanbul ya da mugla diyorum.hatta bir kere corumlu bile oldum.
yasim ogrenildikten sonra "hocam senin yasta baya varmis daha kucuk gosteriyosun" seklinde konusalabiliyor- evli veya nisanli olmadigimi ogrendiklerinden sonra ilk basta kisa bir sasirma sonrada uzulme ifadeleri belirtiliyor."artik gidince bulursun birilerini evlenirsin" temmennesi ile sanliysam konu kapaniyor.
bu adamlar icin evlenmek falan yolda yurumek sabah sporu yapmak en kotusu bir araba almak kadar dogla bir hayat durumu.mardinli bir tanesi isinden bir hafta izin almis memleketine gelmis bir kiz gormus begenmis- hafta sonu izni biterken de mutlu izdivac sonlanmis.iki yildirda cok mutlularmis herkese tavsiye eder bu zat evlenmeyi.
---
acemilikte "muhabbetli bakmak" diye bir kavram ogrettiler.Komutantlara selam verirken muhabbetli bakilirmis.
tarifi:
"bir gariyla hic kesismediniz mi ulan siz?hah iste oyle"

Sunday, May 25, 2008

ilk carsi izni

ilk carsi iznindeyim.gordugum ilk internet kafeye girdim.onum arkam sagim solum asker. kacamiyosun.heryerdeler.gizli bir yer bulursam sabah kahvaltisini bira ile yapmayi dusunuyorum.bu kadar.

kisakisakisa..

hizli bi giris: askerde bi adamla tanistim..adamın tam adını soylemeyecegim, initial'lari m.e.b. Bu adam ilahiyat okumus, hayatini istanbulda bir lisede din ogretmenligi yaparak kazaniyor,ama buyuk bir sorunu var, kendisini agnostik-ve supheci deneyci olarak tanımlıyor.yani yaratanin varligina inanmayan bir ilahiyatci. Daha askeriye kapısından gireli iki saat gecmedi komutan yeni gelen bizlere seslendi "aranizda bir sorunu ya da sikayeti olan var midir kisadonemler?Arkadan bir ses geldi "depresyondayim".baktim meb'mis.meb ile boyle tanistim.
meb le ikinci encounter im 15 gun sonra oldu. Sabah istimasi icin sabah 630 da ucak pistine dogru uzerimde hucum yelegim ve omzumda silahimla yuruyorum.arkadan kosarak birinin bana yetismek uzere oldugunu hissettim, baktim meb geliyor."gunaydın meb" dedim o da yanımdan kosarak gecerken bana ingilizce seslendi "everything is nonsense here-isn'it, so non-sense"
ne diyecegimi bilemedim, yanimdan uzaklasti.
meb konusmaktan pek hoslanmiyor, carsi izninine takim elbiseyle cikiyor.Arkadaslariyla kantinde oturuyor ama o sirada sandalyesinde oturup oldugu yerde sallaniyor, bir nevi rainman. soylenenlere gore bir arkadasla carsiya gidiyolar bizim arkadas internet kafeye girdiginde meb disarda gunesin altinda iki-uc saat ayakta duruyor, yani internetten hoslanmiyor.meb mit'(milli istihbarat) ten de hoslanmiyor.mite karsi nasil kendimizi savunabiliriz diye sormus bir arkadasa.
meb belcikada doktora yapmis, dort dil biliyomus, suphecilik uzerine bir kitap yazmis, is bankasi yayınlarindan cikacakmis 1000 adet.Decartes'in "dusunuyorum oyleyse varim" cumlesini sorgulamis anladigim kadariyla.Dedigine gore herseyin kaynagi supheymis...

Saturday, April 12, 2008

Oha... Natalie Portman

bu da gidip korumasiyla ya da personal trainer'iyla evlenirse konu kapanmistir...


In June 2003, Portman graduated from Harvard University with a bachelor's degree in psychology, and pursued graduate studies at the Hebrew University of Jerusalem in the spring of 2004.At Harvard, Portman was Alan Dershowitz's research assistant (he thanks her in The Case for Israel). She was also a research assistant in a psychology lab, and in March 2006, appeared as a guest lecturer at a Columbia University course in terrorism and counterterrorism. In addition to being bilingual in Hebrew and English, Portman has studied French, Japanese, German and Arabic.

As a student, Portman co-authored two research papers which were published in professional scientific journals. Her 1998 high school paper on the "Enzymatic Production of Hydrogen" was entered in the Intel Science Talent Search. In 2002, she contributed to a study on memory called "Frontal Lobe Activation During Object Permanence" during her psychology studies at Harvard.

Friday, April 11, 2008

The Stig

The Stig is the name given to the anonymous racing driver the BBC motoring show Top Gear. In the show he is cast as a mysterious "tame racing driver" whose identity is unknown, and who never speaks or removes his helmet on camera.


Monday, April 7, 2008

....

anne super

extra-terrestrial-stephenville,texas jan 8 2008

bunu atlamisim bi sekilde o siralarda nasil olduysa
biraz once texasli birilerinden ogrendim
some serioousssss stuff gercekten
butun kasaba halki da yanlis gormus olamaz di mi?
veya kasaba halki anlasip bizi tufaya getirmeye calisiyor olmasin?
http://www.youtube.com/watch?v=kyECwMsJdbE&feature=related
googlelarsaniz baya bir link var
http://www.youtube.com/watch?v=F8oSZnWy7Q4&feature=related
larry king bile haber yapmis cnn de

bir de su meteor olayi var gercekten bilmem haberdar misiniz o da az sonra..

Sunday, April 6, 2008

haftanin ironisi

Yehudi Menuhin'i belki biliyorsunuzdur... kemanci, big-name

neyse ismi soyle verilmis:

Obliged to find an apartment of their own, my parents searched the neighbourhood and chose one within walking distance of the park. Showing them out after they had viewed it, the landlady said: "And you'll be glad to know I don't take Jews." Her mistake made clear to her, the antisemitic landlady was renounced, and another apartment found. But her blunder left its mark. Back on the street my mother made a vow. Her unborn baby would have a label proclaiming his race to the world. He would be called "The Jew."

bu da oglu hakkinda:

Mr Menuhin outed himself as a clear sympathiser with the neo-Nazi cause in two published interviews this month. In Deutsche Stimme, voice of the National Party of Germany, he used classical anti-Semitic language while still staying within the boundaries of German law.

“An international lobby of influential people and organisations is trying to keep the Germans under pressure,” he said. “Some nations — mainly America, but other Europeans, too — are profiting from an obedient Germany.”

It was unfair, he said, that Germany should continue to be punished for its Nazi past. “The main tool of this endless blackmail was supplied by the Germans themselves, although the tainted period of 12 years really was only 12 years in over 2,000 years of immaculate development.”

http://www.timesonline.co.uk/tol/news/world/europe/article590304.ece

anlamadigim yahudi olup nasil neo-nazi olunuyor?... baya bariyerli bir kariyer plani...

Thursday, April 3, 2008

FMCG

belki Akin arkadasimiz iki kelam etme lutfunda bulunur artik

Tuesday, April 1, 2008

Capturing the Friedmans

Bu sene izledigim (ama bu sene cekilmeyen) en etkileyici filmlerden biri "Capturing the Friedmans" oldu. Kime bahsettiysem de ya seyretmeye baslayip dayanamadigini (Pinar), ya da oyle bir filmi seyretmeyecegini (Levent) soyledi. Seyredilemeyecek bir yani yoktu bence ve bu aralar oldukca ilgili oldugum belgesel filmler arasindan bir cok yonuyle siyrilmakta.

Buradan sonrasi biraz spoiler iceriyor.

Filmin yonetmeni Andrew Jarecki, dogumgunu eglendiricileri (entertainer’in Turkcesi var mi? – bu arada Turkce’de olmasini istedigim sozcukler listesi yapmayi bir suredir dusunmekteyim) ozellikle de palyacolar hakkinda bir belgesel cekmek uzere ise koyulur ve yolu bu isin NYC’deki en unlu ismi David Friedman ile kesisir. David’in hikayesini ogrendikten sonra cekmekte oldugu belgeseli yarida keserek David ve ailesinin hikayesini belgesellestirmeye karar verir.

Oldukca iyi bir muhitte ikamet eden, aile babalari ogretmen emeklisi Arnold, anne Elaine ve kardesler David, Jess ve Seth’den olusan Friedman ailesinin hayati bir aksam sukran yemegi esnasinda kapilarinin polis tarafindan kirilmasi ve ozel timin evlerini basmasiyla degisir.

Arnold ve kardeslerden en kucugu Jesse, hafta ici her aksam evlerinin bodrum katinda Arnold’un verdigi ozel bilgisayar dersleri esnasinda ders almaya gelen 50 civari farkli cocuga tecavuz ettikleri suclamasiyla tutuklanirlar. Film kimin suclu kimin sucsuz olduguna karar vermekten cok olup biteni izleyiciye aktarabilmesiyle on plana cikiyor. Ancak izlerken ister istemez insanlarin ne kadar acimasiz, polisin ne kadar hata yapabilir, medyanin ne kadar guclu ve en azindan Jesse’nin ne kadar sucsuz olabilecegini hissediyorsunuz.

Belgeselde polisle, dedektiflerle, savciyla yapilan roportajlar vesairenin yanisira David’in davanin en basina aldigi video kameranin surekli olarak kayit eder halde olmasi filmin en onemli ozelligi. Ailenin tum tartismalarini, neleri yasadiklarini, verdikleri kararlari, ne var ne yoksa hepsi kaydedilmis ve ortaya baska hic bir yerde rastlanamayacak bir bir sahitlik cikmis.

Surekli inanamadigim bir seyler oldu; davalarin ilerleyisi, ailenin parcalanisi, Jesse 12 yil sonra hapisten cikarken kameranin yine orada olusu, Arnold’un Jesse’ye sigortadan para kalmasi icin intihar etmesi vs vs vs. BBG’ydi Ikinci Bahar’di falan filan hikaye, this is Reality TV.


Sundance 2003 Buyuk Juri Odullu bu arada.


Alacaksaniz special edition’ini alin. Special edition’da filmin premiere’ine katilan yargic, dedektifler, ailenin tum uyeleri, avukatlarin birbirlerine girmesi filmin devami niteliginde.

Friday, March 28, 2008

ona sevdigimi soyle...

ey kendinize güvensiz şahsiyetsizlikler;
bazilarinin bildigi bazilarinin bilmedigi bir kitap aldim bir sahaftan; kitabin adi yukaridaki baslik; bir kisa hikayeler derlemesi, (bu arada kitap ve film bazinda kisa olan her seye bayiliyorum ) yazari, tarik dursun k. (hikayenin ismi "eşik");

"Bağevinin kapısını açtığında, korkunu hemencecik sezmişti. Önden sen giresin diye yana çekildi, durdu. Yüzüne bakamıyordun, korkuyordun, korkuyordu.
Çenesinden tuttun, kaldırdın, gözlerinin içine baktın. O da baktı. Görmüyordun onu.Elini aldın, soğumuş parmaklarını birleştirdin. Kuşkuyla -ne gereği vardı oysa? Hiç!_çekti, kurtadı. Bakıştınız. Anladın. İlkten sen içeri girdin. .................................................................."

böyle başlayan, başladığı gibi de aniden biten bir kısa hikayeler silsilesi bu kitap; bence harika; neyse sizi açmaz büyük ihtimalle;
si yu in anadı layf brodha!

Thursday, March 27, 2008

news...news..news

Merakla beklenen ikinci kisa filmimizin cekimleri gectigimiz cumartesi itibariyle tamamlanmis bulunuyor!

takip edilesi blog

phukete yerlesmis barini acmis, guzel guzel anlatıyo, gercekten takdire sagayan cesaret vs. fazla soze gerek yok blogundan takip eder belki zatialleriniz

(1.aslinda film elestirisi blogu)

(2.bizim muhabbet sıkıcı sıradan ve yavan tabi, belki bu ilgilinizi ceker, cekmezse de f.off)

http://baronio.blogcu.com

Tuesday, March 11, 2008

smashing caribou concert


gokhan arkadasimla camden'daki konserlerine gitmeye calisip sold out oldugu ve hayvan gibi bir kuyruk oldugu icin kapidan donmustuk (onun yerine water rats'de gittigimiz lorraine de fena pop sayilmazdi.http://www.lorrainemusic.co.uk/lorraine/).neyse bu aksam caribou'cularin ne kadar harika muzik yaptigina sahit oldum.some brilliant stuff..bayadir etkilendigim performanslardan biri oldu bu konser babylona ragmen...(bu arada babylonda baya sikti-hem ozellikle bu tur yuksek sesli muzik icin tatmin edici seviyenin altinda olan akustigi; hem de koskoca istanbulda bu tur adamlarin cikacagi adam gibi baska muzik venue'su olmamasi gercekten üzücü-ayrica ustunuze sinen goz yasartici pis sigara dumanini da saymiyorum)

kredi karti ekstresine bakip hayatınizi sorgulamak


kredi karti ekstrenizi kontrol ediyormusunuz bilmiyorum ama ben kontrol ediyorum ve her ettigimde sinir bozucu bir kendi kendimle hesaplasma durumuna giriyorum....derler ya olmeden once hayatin bir film seridi gibi gecer, o ay yaptigim harcamalarda gozumun onunden bir film seridi gibi gecip gidiyor..bilmemne turizm sirketi isminin karsinda yapilan harcama tutarini gordugumde o siradaki motivasyonumu ve neden yaptigimi gozumun onune getirmeye calisiyorum cogu zamanda orada yazan isim ve rakam hic bir sey ifade etmiyor;o an gercekten insan kendini dibe vurmus hissediyor..bilmiyorum size de oluyor mu?

this blog is not a dead cold place(haiku)

tepkisizlik ruhsuzluk
hic mi paylasacak bir seyiniz yok
yaziklar olsun yahu

Thursday, February 21, 2008

The Death Of Mr. Spock


-Nasıl hareket?


-Highly illogical captain...

Tuesday, February 12, 2008

yine o gunlerden biri daha

bir gun onceden tepkimizi verelim.
st.valentines day, s.....g..!
sevmedigimiz gunleri unutmayalim, unutturmayalim.
neyseki bu sene olayin gazi biraz azaldi-havasi indi sanki
lastiikk!

Saturday, February 9, 2008

cuma gecesi eve donus

istiklalde dolmuslara yururken yanımdan gecen birilerinden ercan ,mercan diye biseyler duydum, (ercan isminden hoslanmam bu arada) bu tip dusunceler beynimi kurcalarken AKM nin yanindaki kalkan dolmuslarda kendimi buldum.sahil dolmuslarindan birine bindim ve soforun yanindaki on koltuga oturdum.aklimda o sirada nedense bono denen herifin soyledigi "you are stuck in a moment that you can't get ot of" isimli sarkinin sozleri var nedeni bilmem.aklimda bu laflar, kopruyu gecmis tam gaz giderken arkadan bir ses geldi "hocam yavasla biraz" diye.ben de noluyo dedim, dikkat kesildim sofore odaklandim.baba'nin gozler kapandi kapanacak, harbiden uyuyomu uyumuyomu belli diil. direksiyon elinin altinda donuyo simit gibi bir sag, bir sol seritteyiz allahtan kimse yok heralde saat pek bir gec diye.ben bir anda gerceklige dondum, gozler soforun uzerinde, eger yanlislikla kirarsa direksiyonu,bariyerlere gecirmesin diye, ani bir atraksion yapacak durumda sofore kilitlendim.aklima arkin babanin gecirdigi dolmus kazasi geldi tedirgin oldum.neyse bir sekilde caddebostana kadar geldik.arkadaki diger yolcularin hepsi indiler kiziltoprakta.soforle ikimiz kaldik ilerliyoruz bostanciya dogru.son yolcuda inince sofor dondu bana dedi "noldu neden oyle bakiyodun bana bi sey mi var?"ben de cevap verdim hafiften cekinerek ;"arkadan uyari gelince yavas git diye ben de meraklandim".abi dedi " iyi yapmissin aslinda bende hap attim vs. diye basladi ama bu arada gozler kapandi kapanacak neyse. geldik suadiyeye. ben de dedim yapma boyle; o da dedi merak etme kardesim aslinda prensip olarak yolcu varken atmiyorum elimde kalmis ondan attim".
bu gecelik urban hikaye olsun buda.eyfs..

Wednesday, February 6, 2008

Titancilar ve 90'lar

Mansur Forutan'in yazisi, ben de birkac gundur su Titancilarin tahliyesine takmistim. Zamaninda Titanci Kenan'in yaptigi dans figurlerini tekrarlayan Tumel aklima geldi direk. Mansur'da ayni yere takilmis.

Salı günü gazetelerde iki haber dikkatimi çekti. İlki Titancılar diye bildiğimiz saadet zinciri teşkilatı kurucusu Kenan Şeranoğlu’nun hapisten çıkması diğeri de, gece hayatı kültürüne imza atmış olan işletmeci Ceylan Çaplı’nın ölüm haberleriydi.Birbirleriyle alakaları yok bu haberlerin..Ancak iki haber bir araya gelince dönüp 90’lara bakmama neden oldu... Ceylan Çaplı’nın işlettiği mekanlar bir anda aklıma geldi.2019... 14... 20...Kenan Şeranoğlu’nun doğum günü partisinde Tarkan’ın yakalarsam mıç mıç şarkısına kıvrak figürlerle dans edişi falan gözümün önüne geldi. Sonra hesap ettim kitap ettim gördüm ki epey bi’ zaman geçmiş..Oysa daha dün değil miydi ya? Nirvana’nın kültür yaşantımıza saplanmasının üzerinden 15 yıl geçmiş. İki de babam verse, biraz çalıp çırpsam eder 20 yıl! Yani pek de daha dün değilmiş.Daha bundan üç-beş yıl önce 80’lerin nostaljisini yapmıyor muyduk? “80’lerde çocuk olmak” geyiği hâlâ dolanıyor Facebook’ta! Sıra 90’lara mı geldi yoksa?Nostaljiye temelde kılım. “Ne güzel günlerdi” söylemine daha da kılım. Benim geçmişe yönelik heyecanım daha çok popüler kültür madenciliği-lodosçuluk da diyebiliriz buna- boyutunda.Engin Ardıç yazmıştı geçen gün. Yıllar önce okuduğun bir eseri yeniden okumanın yeni keşiflere, yeni değerlendirmelere neden olabileceğini anlatmıştı.Benimki de o hesap biraz. Müziği, mekanı, türban sorunu, filmi, ekonomik krizi, özel radyo-tivisi, kitabı, dergisi, modası ne varsa bi’ bakmakta fayda var.Bohçayı karıştıralım biraz. Mesela 2019 dışında mekan olarak nereler vardı? Kemancı, Sis, Flatline, Gode, Gayfe, Şamsa, Paşa, Çubuklu 29.Kenan Şeranoğlu dışında aklıma ilk gelen yalandolancılar Selçuk Parsadan ve Hasan Mezarcı...Sinema? İnsanlık tarihi bence en iyi filmleri 90’larda çekti. Matrix, Brave Heart, Train Spotting, Seven, Forrest Gump, Good Fellas ve tabii ki de Big Lebowski!Peki ya müzik? İkonların ve aracıların yıkıldığı, müzik ve uyuşturucu kültürünün başka bir boyuta geçtiği dönemden söz ediyoruz 90’lar söz konusu olunca. Bu döneme haksızlık ettiğimi ve son birkaç yıldır yeniden keşfetmeye çalıştığımı söylemem gerek. Nirvana, Oasis, Faithless ve Shakira! Öte yandan mp3 formatı ve download kültürüne giriş...90’larda moda oduncu gömleğinden ibaretti diye hatırlıyorum. Bi’ de kep takılırdı galiba.Türk popunun ve televizyonlarının uçuşa geçtiği yıllardı 90’lar. Kimlerin gelip kimlerin geçtiğini düşünüce, 90’lı yılların fena halde kıvama geldiğini, tüketime hazır olduğunu müjdelemekten başka bir yol kalmıyor.Aslına bakarsanız 90’lar kendi yerli popüler kültürümüzün en yoğun şekilde biçimlenmeye başladığı yıllar oldu. Bana 90’ları çağrıştıran iki haber ve karakter bakın nerelere getirdi. Vakti gelmişti mi demek gerekiyor bilmiyorum. Bohça açıldı nasılsa, isteyen dadansın, çok malzeme var!

Monday, February 4, 2008

'Ölmedim; yaşıyorum'
Sanatçı İlhan İrem, bazı internet sitelerinde “İlhan İrem Öldü” şeklinde haberler ve yorumlara açıklama getirdi

ANKA


Sanatçı İlhan İrem, bazı internet sitelerinde “İlhan İrem Öldü” şeklinde haberler ve yorumlar üzerine, “Ölmedim. Eşimle ve sevdiklerimle birlikte mutlu bir hayat yaşıyorum. Türkiye’de sanat ve değerler öylesine büyük bir çöküşe uğradı ki, kendi isteği ile bunların dışında kalan, popüler gündemin uzağında olan bir sanatçı, ölmüş veya en iyi ihtimalle hasta kabul ediliyor” açıklamasını yaptı.

Son zamanlarda, bazı internet sitelerindeki “İlhan İrem Öldü” şeklinde haberler ve yorumlar üzerine yazılı bir açıklama yapan İlhan İrem, “Maksatlı olarak yapıldığını düşündüğüm bu tip haberlerin, telefon tacizleri ve sevdiklerime başsağlığı mesajları boyutlarına ulaşması üzerine bu açıklamayı yapıyorum. Ölmedim! Eşimle ve sevdiklerimle birlikte mutlu bir hayat yaşıyorum” dedi.

İrem, Türkiye’de sanat ve değerlerin büyük bir çöküşe uğradığını ve kendi isteğiyle bunların dışında kaldığını belirterek, “Popüler gündemin uzağında olan bir sanatçı, ölmüş veya en iyi ihtimalle hasta kabul ediliyor. Bütün bunlar, ülkenin yaşadığı ağır beyin hasarı ve kısır gündeme kilitlenmiş dumuru içinde, uzun zamandır gerçek sanatçıların varlığının ve yapısının unutulmuş olmasından kaynaklanıyor” dedi.

Bu yıl sanat hayatının 35. yılını kutlayacağını, konserler ve iki albümle sevenleriyle buluşmayı planladığını belirten İrem, şunları kaydetti:
“Toplum televizyonlara kilitlendi. Ama tüm hayatın bundan ibaret olmadığının en güzel kanıtıyım. Kaçış ya da kırgınlık değil, net bir tavır ve karşı duruş içindeyim. Yazdıklarım ve yaşadıklarımla huzurluyum. Geçtiğimiz yıl, 14 sene aradan sonra, sonuncusu, 25 Ağustos 2007’de Kuruçeşme Arena’da gerçekleşen dört konser verdim. İzleyicilerimle “tekyürek” olduğumuz tarifsiz yürek büyüleri yaşandı. Bu konserlerin olağanüstü atmosferinin, müzik çevrelerinden bazı isimleri rahatsız etmesi sonucu, yeni konserler ve albüm hazırlıklarımda, bana karşı bir engelleme çabasının olduğunu belirtmeliyim. Duyduklarım ve yaşadıklarım bende kalacak şekilde, bu konuyu kapatıyorum. Konserler sürecek. Albümler çıkacak. Yaşıyorum.”

Wednesday, January 30, 2008

soldier's poem

Throw it all awayLets lose ourselvesCause theres no one left for us to blameIts a shame we're all dyingAnd do you think you deserve your freedomHow could you send us all far away from homeWhen you know damn well that this is wrongI would still lay down my life for youAnd do you think you deserve your freedomNo I dont think you doTheres no justice in the worldTheres no justice in the worldAnd there never was

muse

Wednesday, January 23, 2008

life on mars


http://www.dailymail.co.uk/pages/live/articles/news/news.html?in_article_id=509693&in_page_id=1770

beyler, akin nam-i diger kurt'un yillardir arada bir bizlerle paylastigi bir uyarisi vardir:"bu hayatta hic beklemedigimiz buyuk felaketlere hazirlikli olun" diye..bu haberi okurken aklima geldi sizlerle paylasmak geldi icimden ..bir de su marduk olayi vardi 2012 miydi neydi,noldu o olaya ya?gundemden biraz dustu sanirim..acaba bir baglantisi var mi?bu mars'ta harbiden yasayan biseyler varsa baya ironik olmaz mi bu arada?

Saturday, January 19, 2008

deli isi

Ravensburger'in puzzle'i varmis, resimsiz... tam deli isi


Wednesday, January 16, 2008

pazar aksamlari vol.2

ya ben bu parlament sinema kulubunde

"baby i would all my life" diyo diye dusunup hic bi anlam veremiyodum...

"Hey, I've looked All my Life for you
And now you're here" imis meger



baya salak bi sarkiydi bu arada

Monday, January 14, 2008

Antu ve Mitoloji

Antu'yu kesfettigimden beri gulmek icin kullanmisimdir. Bilmeyenler icin Antu fenerbahce taraftar sitesi. Bir de tabi sitenin forum bolumu var. Antu'nun bir spor klubunun taraftar forumu oldugunu unutan insanlar olsa gerek Antu'da mitoloji tartismak istediklerine karar vermisler.
Buyrun size link: http://forum2007.antu.com/KonuOkuZiyaretci.aspx?gID=82&fID=11&kID=2463&sayfa=1&cevap=5

Okuyun, okuyun gulun. Ozellikle 29.12.2007 tarihinde Burak Çetin tarafından yazılanı okuyunca patladim. Bastan sona okumaya deger.

Sunday, January 13, 2008

pazar aksamları neden moraller sıfır olur?(kısa film sinopsis)

zorlu bir cuma cumartesi dagılmacası yasayan bir istanbul sakini kendisiyle girdigi şiddetli vicdan muharebesinden saglam cıkamaz.Kahramınımızın icinde bulundugu kaotik-anksiyite ruh hali isleri daha da icinden cıkılmaz bir hale sokmaktadır...

akilli ol uefa - herkes akilli olsun

Beyler bunu biliyo musunuz? ben yeni rastladim... UEFA'yi aldigimiz sezonun ortalarinda UEFA'ya yazilmis bir e-mail:

sir,

are you from fenerbahçe or from besiktas, the turkish other football teams.they are our together & forever competitors. you say that turkish can not come to the match. but we must come!the supporters are the twelweth player in a team,why are we playing with one player absent!

we protest you! as you know english police still carry no gun,and they say that they can not protect turkish from the holigans!so why are they still not carrying guns.everybody must be clever! if no turkish for the match,then why are we not making the match in a sideless stadium. galatasaray will take the cup anyway,we are just protesting.this is only protesto but if no protesto is enough we know other ways.

uefa must be clever. ... everyone must be clever. ...

nabza gore serbet

Sergey Vladimirovich Mikhalkov adli zat 1913 dogumlu, hikayesi soyle...

1942: 29 yasindayken bir sekilde Stalin'in dikkatini cekiyor, Stalin SSCB milli marsinin sozlerini yazmasini istemis... Bu versiyonda Stalin'e fazla sayida referans varmis.
1953: Stalin oldukten sonra destalinizasyon kapsaminda mars, sozleri okunmadan kullanilmaya baslaniyor.
1970: Icinde Stalin gecmeyen yeni sozleri yaziyor, 1977'de anca onaylaniyor, 1991'e kadar mars bu sozler ile kullaniliyor.
1991: Yeltsin marsi iptal ediyor.
2000: Putin marsi geri cekiyor, Mikhalkov 87 yasindayken mars icin tekrar yeni sozler yaziyor.

30 yilda bir milli marsa soz yaz - tam milli sair... sergen yalcin hareketleri gibi olmus ama abininki...

Saturday, January 12, 2008

elivacivokke

Maykil konserini biraz kenarda da olsa en on siradan izlemis olmak pek sevindiriciydi. Akin arkadasimiz ise tum konser boyunca sahneyi gayet ortadan goren bir noktadaydi. Neyse, Smooth Criminal calmaya basladi, egilecekleri zaman geldi, cadimsi bisey maytapli bi ip cevirmeye basladi falan, Maykil ile danscilari da sahnenin en kenarina gidip egildiler. Ekranda zaten film hilelerinin oldugu, konserlerde de baska turlu yaniltici efektler oldugu soylenirdi. Ben kenarda oldugumdan cok iyi takip edemedim ama konser sonrasinda Akin cadinin yanan ipiyle dikkatleri baska yone cektigini ve bu arada da heriflerin baya bi yalandan egildiklerini soylemisti. Neyse herif patentini almis, noluyo acaba patentini alinca baskasi yapamiyo mu nedir?

U.S. Patent No. 5,255,452 filed by Jackson describing the anti-gravity lean:

teo-dor

teo sorunsalının aslinda su ana kadar bu blogda nasil hala gundeme gelmedigine sasiriyor olsamda artik bu gidishata dur demenin vakti geldi de gecti.aslında bu blogun adı teodor bile olabilirdi.

neyse adamcagiza kotu davranmak icin birisi 'a-rakci teo' diye bir youtube videosu hazirlamis....bazilari baya benziyo gercekten..

bu arada serdar ortac'in veya baska bir abinin bir vecizesi vardi 'muzikte zaten yedi tane nota vardir ister istemez butun sarklar birbirine benzer' diye yillar once arakcilik suclamalarina karsi benimde aklima geldi bu muhtesem ozdeyis.

herseye ragmen iyisiyle kotusuyle biz yine de teoyu seviyoruz.
teodor teodor
i adore i adore
http://www.youtube.com/watch?v=MYLTJ0kW_5o

Friday, January 11, 2008

bulent



Beyler kucuk kuklanin adi Bulent... Ben hatirlamiyorum Susam seyretmeyi birakmistim velet ciktiginda ama adinin Bulent olmasi cok komik...

Wednesday, January 9, 2008

good pricing



Resim Ekleyin, Puan Kazanın






















Özellik Fiyat
130,00 YTL (KDV Dahil)
54,99 YTL (KDV Dahil)
http://www.hepsiburada.com/productDetails.aspx?CategoryId=174710&productId=dvdgala30

Friday, January 4, 2008

Australian Tourism Website Q&A

Australian Tourism WebsiteThe questions below about Australia are from potential visitors. They were posted on an Australian Tourism Website and the answers are the actual responses by the website officials, who obviously have an excellent sense of humour. Q: Does it ever get windy in Australia? I have never seen it rain on TV, how do the plants grow? ( UK).
A: We import all plants fully grown and then just sit around watching them die.
Q: Will I be able to see kangaroos in the street? (USA)
A: Depends how much you've been drinking.
Q: I want to walk from Perth to Sydney - can I follow the railroad tracks? (Sweden)
A: Sure, it's only three thousand miles, take lots of water.
Q: Is it safe to run around in the bushes in Australia? (Sweden)
A: So it's true what they say about Swedes.
Q: Are there any ATMs (cash machines) in Australia? Can you send me a list of them in Brisbane, Cairns, Townsville and Hervey Bay ? (UK)
A: What did your last slave die of?
Q: Can you give me some information about hippo racing in Australia? (USA)
A: A-fri-ca is the big triangle shaped continent south of Europe. Aus-tra-lia is that big island in the middle of the Pacific which does not..
oh forget it. ..... Sure, the hippo racing is every Tuesday night in Kings Cross. Come naked.
Q: Which direction is North in Australia? (USA)
A: Face south and then turn 180 degrees. Contact us when you get here and we'll send the rest of the directions.
Q: Can I bring cutlery into Australia? ( UK)
A: Why? Just use your fingers like we do.
Q: Can you send me the Vienna Boys' Choir schedule? (USA)
A: Aus-tri-a is that quaint little country bordering Ger-man-y, which is...oh forget it. Sure, the Vienna Boys Choir plays every Tuesday
night in Kings Cross, straight after the hippo races. Come naked.
Q: Can I wear high heels in Australia? ( UK )
A: You're a British politician, right?
Q: Are there supermarkets in Sydney and is milk available all year round? (Germany)
A: No, we are a peaceful civilization of vegan hunter/gatherers. Milk is illegal.
Q: Please send a list of all doctors in Australia who can dispense rattlesnake serum. (USA)
A: Rattlesnakes live in A-meri-ca which is where YOU come from. All Australian snakes are perfectly harmless, can be safely handled and make good pets.
Q: I have a question about a famous animal in Australia, but I forget its name. It's a kind of bear and lives in trees. (USA)
A: It's called a Drop Bear. They are so called because they drop out of Gum trees and eat the brains of anyone walking underneath them.
Q: Do you have perfume in Australia? ( France)
A: No, WE don't stink.
Q: I have developed a new product that is the fountain of youth. Can you tell me where I can sell it in Australia? (USA)
A: Anywhere significant numbers of Americans gather.
Q: Do you celebrate Christmas in Australia? (France)
A: Only at Christmas.
Q: Will I be able to speak English most places I go? ( USA)
A: Yes, but you'll have to learn it first

müjde!

lastiikk! artik herkes okuyabilir!

yılbasi kutlamalari-santa vs naso




'Noel Baba'nın herhangi bir babalığını görmedik'...


enteresan tabi..radikalde okudugum bu haber son zamanlarda tam bir anlam veremedigim haberler listesinde en baslarda..


http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=243263

".......Ekranda yansıtılan görüntülerde Noel Baba ile Nasrettin Hoca karakterleri karşılaştırıldı. Nasrettin Hoca için 'herkesin babasıdır' ifadesi kullanılırken Noel Baba için "Aslen Antalyalıdır, ama asimile olmuştur" denildi. Karşılaştırma şöyle devam etti: "Noel Baba bütün çocuklara hediye vermek gibi 'imkânsız bir fikrin' kahramanıdır. Nasrettin Hoca parayı veren düdüğü çalar dürüstlüğüyle realist bir kimsedir. Noel Baba çam ağaçlarının toplu katliamında başrol oynar. Nasrettin Hoca sadece kendi bindiği dalı keser. Noel Baba geyiklerin çektiği kızakla üstelik uçarak itici bir sürreailete içindedir. Nasrettin Hoca eşeğine ters binerek real ortamda sürreallik gösterdiği için daha çarpıcıdır. Noel Baba herhangi bir babalığını görmediğimiz bir babadır. Nasrettin Hoca hepimizin hocasıdır." "

acikcasi shovun bu "santa vs. nasrettin" kismini hazirlayan kimsenin duyarli tespitlerine ne yalan soyliyim hayran kalmadim degil...şaka yapmiyorum..ozellikle santa icin "imkansiz bir fikrin kahramanidir, itici bir surrealite icindedir", nasrettin icin "real ortamda surreallik gostermektedir" seklindeki tespitleri gercekten i-na-nil-maz!

1)Not:

az once konuyla ilgili Levent kardesimle yaptigim gorus alisverisine gore, yukarıda yapilan tespitler lemandan arakmis.bu durumda bu olayi hazirlayan kisi Leman dergisinden arakladigi bu laflarin Zeytinburnu'ndaki haremlik seramlik crowda hitap edecegini ve eglendirecegini dusunmus..bu da baya bi dusundurucu aslinda.